Bel ağrısı tedavisi

BEL AĞRISI

Bel ağrısı, mühim bir sıhhat sorunudur. Böyle olmasının başlıca sebepleri; çok sık görülmesi, mühim maddi kaynak, iş gücü ve vakit kaybına niçin olması ve genellikle yanlış yada eksik tedavi edilmesi gibi özetlenebilir.

Görülme Sıklığı

Yaşam boyu minimum bir kere ciddi bel ağrısı geçirenlerin payı %75-85 dir. Bel ağrıları 45 yaş altındaki bireylerde özürlülüğün en mühim nedenidir, 45 yaş üstü bireylerde ise bu açıdan 3. Sıradadır. Yetişkin popülasyonda birinci basamak hekimlerine en sık başvuru nedenidir. Sanayileşmiş doğrusu gelişmiş ülkelerde azca gelişmiş ülkelere göre daha çok görüldüğü bildirilmektedir. Bunun sebebi mevzusundaki tartışmalar sürmekle birlikte refah düzeyinin kişileri daha tembelleştirdiği, hareketsiz ve masa başında meydana getirilen işlerin daha çok arttığı, belli bir pozisyonda veya oturarak geçirilen dönemin uzaması nedeniyle kas güçsüzlüğü oluştuğu ve esneklik kaybının geliştiği söylenebilir. Oysa kas-iskelet sistemindeki dokuların sağlıklı olabilmesi için belli yüklenmelerin ve hareketlerin yapılması, belli bir kas gücünün ve esnekliğinin olması gereklidir. Vücudumuzdaki her dokunun canlılığının ve sıhhatli yapısının idamesi için ona biçilen görevi yerine getirmesi gerekir. Nasıl oldukca uzun vakit kapalı tutulan bir gözde görme yeteneği azalır, uzun devam eden açlıklarda mide fonksiyonları bozulur yada ehil su alınmadığı zaman böbreklerin emek harcaması olumsuz etkilenirse ehil yüklenmelerin yapılmadığı ve kas gücünün korunmadığı durumlarda kas-iskelet sistemi de olumsuz etkilenecek ve hasta olmaya daha meyilli hale gelecektir.

Neden Sık Görülür

Bel bölgesi vücudun ağırlık merkezidir ve hemen hemen meydana getirilen tüm vücut hareketlerinden etkilenir. Dolayısıyla sürekli ve yineleyen zorlamalara maruz kalan bir bölgedir. Belli vücut hareketleri sırasında bele akseden yük tahmin edilenin fazlaca üzerindedir. Örneğin, dizleri kırmadan öne doğru meydana getirilen eğilmelerde bel bölgesine yansıyan yük vücudun belden yukarı kısmının ağırlığından ortalama 5-6 kat fazladır. Otururken dahi bele akseden yük vücut  üst bölgesinin ağırlığından birkaç kat fazladır. Aşağıdaki biçimde çeşitli vücut pozisyonlarında bele binen yükün kg cinsinden miktarını göstermektedir. 



Omurlar içinde bulunan ve disk olarak isimlendirdiğimiz oluşumları kabaca omurganın amortisörleri olarak nitelendirebiliriz. Çevresi oldukca sağlam doku ile çevrili içinde yoğun kıvamda bir sıvının bulunmuş olduğu bu oluşumlar omurganın esnekliğini ve hem de yükün dağıtılmasını sağlarlar. Ancak bu mekanizmanın sıhhatli çalışabilmesi için omurga çevresindeki bağların ve kasların, bel ve karın kaslarının da yeterince güçlü ve esnek olması gerekir. Orta yaşlardan itibaren belirginleşen doku yaşlanması naturel olarak diskleri, bağı ve kasları da etkileyecek ve bu yapıların giderek zayıflamasına, esnekliğinin azalmasına ve yüklenmeye karşı daha dayanıksız hale gelmesine yol açacaktır. Yaşlanmanın getirmiş olduğu bu olumsuzluklara birde hareketsizliğin getirmiş olduğu zayıflık ve esneklik kaybı eklendiğinde yada yeterince güçlü olmayan bu yapının dönem devre ve hazırlıksız olarak aşırı yüklerle karşılaşması niteliğinde bel fıtığı gibi hasarların oluşması beklenilen bir durumdur.

Bel Ağrısının Nedenleri

Bel ağrısına yol açabilecek onlarca niçin saymak mümkündür. Büyük miktarda bel omurgasının kendisine ait nedenler olmakla beraber osteoporoz, kanser, böbrek rahatsızlıkları, ileri dönemlerde bazı jinekolojik hastalıklar şeklinde iç organ problemlerinin yada sistemik kısaca genel birtakım bedensel hastalıkların bele yansıması ve bu bölgede ağrı oluşturması laf mevzusu olabilmektedir. Bel ağrılarını değerlendiren bir hekimin bütün bu olasılıkları dikkate alması gerekecektir. Dolayısıyla iyi bir değerlendirme; yeterli anatomik, biyomekanik, biyokimyasal, elektrofizyolojik, nörolojik, romatizmal ve ortopedik bilginin olmasını gerektirir. Teşhisde olduğu gibi tedavi de sadece bu bilgilerle donatılmış hekimler tarafından sağlıklı olarak yapılabilir. Oysa günümüzde her branştan hekimin hatta doktor olmayan kimselerin kendince bel ağrılarına müdahale ettiği bir gerçektir. Bazı hekimlerin sadece MR sonuçlarına bakarak tedaviyi yönlendirdiği, bazı hekimlerimizin ise lüzumsuz cerrahi girişimlere yeltendiği sıkça görülmektedir. Bir çok tabip ise bir çok vakit bel ağrılarının tedavisini sadece ilaç vermekten ibaret görmektedir. Dolayısıyla bel ağrıları çok kötüye kullanma edilen, tanısında ve tedavisinde sıkça hata yapılan rahatsızlıkların önderlik yapar. Tüm bu sorunlara aşağıda değinilecektir.

Bel ağrılarında omurga ve çevresindeki dokulara yönelik bozuklukların en mühim nedenler olduğu için yukarıda bahsedilmişti. Bu açıdan bel ağrılarını mekanik ve dejeneratif nedenler ve inflamatuvar (iltihabi) nedenler olarak ikiye ayırmak mümkündür

1.    Bel ağrılarının mekanik ve dejeneratif sebepleri Tüm bel ağrılarının yaklaşık %95'ini oluştururlar. Mekanik ifadesi ile kasdedilen, omurganın anatomik yapısında görülen anormallikler (eksik yada fazla bel kemiği, beşinci bel kemiğimin tek yada iki taraflı olarak kalça kemiğine yapışık olması şeklinde nedenler), bel çukurluğunun normalden fazla olması (yapısal yada sonradan oluşabilir), disk hernileri (fıtıkları), travma, zayıf kaslara bağlı bel ağrıları benzer biçimde nedenlerdir. Dejeneratif ifadesi ile, dokuların yaşlanmasına yada başka nedenlerle yapısının bozulmasına bağlı nedenler (omurlarda, disklerde, bağlarda, kaslarda), kireçlenmeler kasdedilmektedir. Tüm bu rahatsızlıkların herbirinin kendine has bulguları olmakla birlikte, genel hatlarıyla, istirahatle azalan, hareketle artan ağrılar olması, bir çok vakit sıcakla azalması, soğukla artması, pozisyona bağlı olarak artması veya azalması, gece istirahatle nisbeten azalıp harekete geçince belirginleşmesi ve günün ilerleyen saatlerinde giderek kötüleşmesi, sabahları kısa süreli tutukluk oluşturması (çoğu zaman yarım saatten azca) benzer biçimde özellikler gösterir. Mekanik ve dejeneratif nedenlerle oluşan tutulumlarda kan tablosunda bir bozulma beklenmez. Görüntüleme şekillerinde bu tutulumlara özgül bulgular tanıya destek sağlar.

2.    Bel ağrılarının inflamatuvar (iltihabi) nedenleri İnflamatuvar tabiri ile iltahaplı tutulumlar ifade edilmektedir. İltahaplı romatizmalar (Ankilozan Spondilit şeklinde), infeksiyona bağlı nedenler (brusella, tüberküloz benzer biçimde), kanserojen tutulumlar (omurgayı veya yakın çevresindeki dokuları tutan kanseler yada başka dokularda başlayıp kemiğe sıçrayan kanserler) bu kapsamda anlatım edilirler. Enflamatuvar nedenlere bağlı tutulumlarda genellikle ağrının istirahatle rahatlamaması (hatta bazen daha da artması), geceleri artan ağrılar (gece ağrıların azması) ve yataktan kalkıp hareketlenince bir müddet sonra ağrıların nisbeten azalması, sabah tutukluğunun uzun sürmesi (yarım saatten fazla), aşırı sıcak uygulamaları ile ağrının negatif etkilenmesi laf mevzusudur. İnflamatuvar nedenlere bağlı tutulumlarda kan tablosunda da deforme laf mevzusu olabilir ve iltahaplı tutulumu gösteren bazı bulgular kan tahlillerinde tespit edilebilir. Görüntüleme yöntemleri de bu tür hastalıklara özgül bulguları gösterebildiğinden tanıda çok yardımcıdır.

Bel Fıtığı (disk hernileri)



Toplam 5 tane bel omuru ve bunların içinde 5 tane disk bulunur. Bel bölgesindeki omurlar (lomber omurga) 'L' harfiyle kodlanır. Yukarıdan aşağıya doğru L1, L2….L5 olarak ifade edilir. L5 omurgasından sonrasında kuyruk sokumuna kadar uzanan ve sakrum olarak isimlendirilen ve 'S' harfi ile kodlanan bölge gelir. Sakrum bölgesinde de omurlar vardır sadece arada diskler olmadığından birbirine yapışıktır ve tümüyle bütünleşmiş bir kemik görünümündedir. Sakruma ilişik omurlarda belden kuyruk sokumuna doğru S1, S2….S4 kodlaması ile ifade edilir. Sakrumdan sonra ise tıpta koksiks olarak isimlendirilen, yarı kemik yarı kıkırdaktan ibaret kuyruk sokumu bölgesi vardır. Disklerde oluşan sorunlar hangi bölgede ise bu kodlamalara bakılırsa isimlendirilir. Örneğin, L4-L5 disk hernisi demek 4. Ve 5. Bel kemiği arasındaki diskte oluşan fıtığı anlatım eder. Aynı biçimde, L5-S1 disk hernisi, 5. Bel kemiği ile 1. Sakrum omuru arasındaki fıtık için kullanılır. Bel fıtıklarının en oldukca görüldüğü bölgeler, bel bölgesinin en hareketli olduğu, vücut ağırlık merkezinin bulunduğu dolayısıyla en oldukça zorlanmaya maruz kalan L4-L5 ve L5-S1 bölgeleridir. 


Bel fıtıkları ile ilgili detaylı bilgiler internet sayfasında ayrı antet altında irdelendiğinden burada fazla malumat verilmeyecektir. Ancak bu açıdan bilinmesi ihtiyaç duyulan bir husus, bel fıtıklarının belli yaşlardan sonra herkeste görülebileceği, dolayısıyla, her bel ağrısının nedeni olarak bel fıtığının öne sürülmesinin doğru olmayacağı mevzusudur. Hatırlanması ihtiyaç duyulan diğer bir husus ise MR bulgularının her zaman ağrının nedenini yansıtmayacağı hatta diğer ağrı nedenlerini iyi irdelemeyen bir hekimi yanıltabileceğidir. Çünkü belli bir yaştan sonra hemen herkeste MR'da az yada çok fıtık bulguları görülebilir sadece bu durum ağrının esas sebebi olmayabilir (masum fıtıklar). MR benzer biçimde ileri görüntüleme şekilleri oldukca değerli yöntemler olmakla beraber gerek hastanın ısrarı ile gerekse hekimin sırf hastayı memnun etme gayreti veya kestirmeden tanı koymaya çalışma isteği ile çoğu vakit gereksiz yapılmakta ve geri ödeme kurumlarının aşırı maddi yük altında kalmalarına yol açmaktadır. Hastalar, bel ağrılarının değerlendirilmesinde en mühim yöntemin iyi ve detaylı bir muayene olduğunu ve reel tanının ve tedavinin bir çok vakit muayene bulgularına gore yapılması gerektiğini her zaman göz önünde bulundurmalıdırlar.

Belde kireçlenme     

Omurga kireçlenmesi halk içinde bir çok vakit romatizma olarak algılanır ve anlatılır. Bu algılama kısmen doğru kısmen yanlıştır. Belli bir yaştan sonrasında omurgada oluşan kireçlenmeler organik bir süreçtir. Saçımızın beyazlaması veya cildimizin kırışması kadar naturel kabul edilebilir. Bu gözle bakıldığında, orta yaşlı veya yaşlı bir kimseye belinde kireçlenme var demek tıbben mühim bir şey anlatım etmeyebilir. Çünkü kireçlenme aynı zamanda koruyucu bir mekanizmadır, daha şu demek oluyor ki, vücudun omurgada, eklem ve kemiklerde doğal olarak oluşan dejenerasyonu tamir etme mekanizmasıdır. Bir örnek vermek gerekirse, omurlar arasında bulunan diskler yaşımızın ilerlemesiyle birlikte yaşlanmaya başlarlar. Esnekliğini ve sağlamlığını giderek kaybederler. Bunun naturel kararı olarak, aşırı yüklenmeye maruz kalan bu yapılar yavaş yavaş bulunmuş olduğu bölgeden dışarı doğru taşmaya, yüksekliklerini kaybetmeye başlarlar. Bu durumda aşırı yükleri tolare etmesi gereken bu bölgelerde yükün dağıtılmasında bir zafiyet ortaya çıkar. Yaşlanma ve hareketsiz ömür ile ortaya çıkan kas zayıflığı da bunu kolaylaştırır. Yaşla birlikte oluşan kg artımı da zaman zaman mevcut bozulmayı negatif etkileyecektir. Bu durumda vücut omur kenarlarında dikensi kireçlenmeler yaparak yüklenme alanını genişletmeye ve bu şekilde bozulan yük dağılımını düzeltmeye çalışır. Dolayısıyla bu örnekte kireçlenme hastalıktan çok koruyucu bir mekanizma olarak karşımıza menfaat. Ancak birtakım durumlarda yapısal olarak beklenenden fazla bir kireçlenme oluşabilir veya oluşan dikensi kireçlenmelerin çevre dokulara ve sinir köklerine baskısı laf mevzusu olabilir ve bizzat kendisi ağrıya yol açabilir ki bu durumları rahatsızlık olarak kabul etmek ve tedavi etmek gerekir. Bu durumda düzgüsel bir kireçlenme süreci ile ağrılara neden olabilen problemli kireçlenmeler arasındaki nüans farkını hekim hastasına açıklamalıdır. Aksi şekilde çekilen bir film sonrası hekimin hastasına 'senin belinde kireçlenme var' diyerek yapmış olduğu kısa açıklama hastalarda gereksiz panik ve üzüntü yaratabilmektedir ve üstelik ağrısının sebebi bu kireçlenmeye bağlı olmayabilir.

Bel ağrılarında tedavi

1.    İlaç tedavisi ve istirahat

Hastaların çoğu vakit analjezik ilaçlarla antienflamatuvar (enflamasyonödem giderici) ilaçları aynı kefeye koyduğu görülmektedir. Halbuki etki mekanizmaları birbirinden oldukça farklıdır. Dejeneratifmekanik bel ağrıları enflamatuvar hastalıklar olmamakla beraber (kanda enflamasyon bulgusu yoktur), lokal yani bölgesel olarak az oldukca bir enflamasyon yada ödem vardır. Örneğin, fıtıklaşmış bir diskin kendisinde ve çevresindeki dokularda ödem ve enflamasyon bilhassa başlarda vardır. Aynı şey yeni kireçlenen bölgelerde de olur. Bu vaziyet ise ağrıya neden olur. Dolayısıyla, bilhassa yeni oluşmuş bu tür rahatsızlıklarda antienflamatuvar (halk arasında romatizma ilaçları) tedaviyi bir süre vermek vermek lüzumlu olabilir. Hatta birtakım durumlarda bilinen en iyi antienflamatuvar ilaç olan kortizonu bile kullanmak gerekebilir. İlaçları kullanma süresi ise hastalığa gore değişecektir ve zaman zaman bir kutu ilaç kullanmak tedavi için yeterli olmaz ve haftalarca kullanmak gerekebilir. Bu tür ilaçların belli yan tesirleri olabilir ve hatta bazı hastalar için risk taşıyabilir. Ancak bu, yan etkilerin her hastada ne olursa olsun çıkacağı anlamına gelmez. Hastanın ilaç prospektüslerini okuyarak telaşlanması, ilacı bırakması veya dozajını kendi kendine azaltması ne olursa olsun doğru değildir.İlacın risklerinin giderilmesi veya bu açıdan önlem alınması hekimin görevidir. Hastaya düşen ise tedaviyi kendi haline değiştirmeyip tedirgin olduğu hususlarda yada bir yan etki durumunda hekimine danışmasıdır.

Kronik (müzmin) dejeneratifmekanik bel ağrılarında ise çoğu vakit antienflamatuvar romatizmal ilaçlara gerek yoktur. Basit ağrı kesiciler çoğu vakit ehil olabilir şundan dolayı lokal enflamasyon o denli belirgin değildir. Ancak devre dönem alevlenmeler olabilir ve romatizma ilacına geçmek gerekebilirsede bu tür kronik bel ağrısı olan hastalarda genellikle yapılan hata, hekimin gerekmediği biçimde romatizma ilacına sıkça başvurması veya hastanın romatizma ilaçlarını ağrı kesici (analjezik) şeklinde düşünerek kendi başına luzumsuz almalarıdır. Kısa süreli kullanımlarda çoğu zaman önemli bir sıkıntı çıkmasa da uzun soluklu kullanımlarda romatizma ilaçlarının yan tesir riski artacaktır. Eczanelerimizden bu tür ilaçların ağrı kesici benzer biçimde lanse edilmesi ve reçetesiz verilebilmesi ise öteki bir hatadır.

İltahaplı romatizmaların tedavileri ise fazlaca değişik ve özeldir. İltahabın yaratabileceği hasarın ve bir çok durumlarda oluşan sakatlıkların önüne geçebilmek için doktor müsait ilaçları bazı yan etkileride göze alarak vermek zorundadır. Burada hekimin tedavinin yararzarar hesabını iyi yapması icap eder. Nasıl bazı hastaların düşündükleri şeklinde “kullandığım ilaçlar bana zarar verecek, o yüzden kullanmayayım” varsayımı yanlış ise bu tür ilaçların gereksiz kullanması da o derece yanlıştır. Eğer hastalığın vereceği zarar daha çok ise ilaçların yan tesirleri göze alınabilir veya bu yan etkilerin önlemleri alınarak kullanılabilir. Eğer ilacın verdiği veya vereceği zarar daha çok görünüyor ise hastalığın sonuçlarına katlanılması gerekebilir. Bu ince ayarı hekimin daima yapması şarttır.   

İstirahat konusuna ulaşınca; akut (yeni başlamış) bel ağrılarında, örneğin bel fıtıklarında, eskiden önerildiği şeklinde uzun soluklu istirahatlere gerek olmadığı son yıllarda anlaşılmıştır. Birkaç günlük tam döşek istirahati ehil görülmektedir. Ancak bu konum, hemen sonra hastanın düzgüsel günlük fonksiyonlarına dönmesi gerektiği benzer biçimde anlaşılmamalıdır. Hasta, özellikle akut durumlarda, istirahat sonrası normal günlük fonksiyonlarına vakit arasında azar azar geçmelidir. Belli hareketleri kontrolsüz bir halde yapması (öne dizleri kırmadan eğilme, yük kaldırma, belini sağa ve sola ani döndürücü hareketler, uzun soluklu oturma yada uzun süreli ayakta kalma şeklinde) bir müddet daha uygun olmayacaktır. İlaç kullanan hasta, kendini huzurlu hissetse dahi, bu hareketler konusunda fazlaca dikkatli olmalıdır. Örneğin, uzun soluklu oturmalarda bel boşluğuna bir yastık konulması koruyucu olacaktır. Bazı hastaların ise bir müddet korselenmesi gerekebilir. Dolayısıyla tedavinin şekli hastalığın özelliğine ve şiddetine, hastanın bedensel özelliklerine ve beklentilere bakılırsa değişecektir. İlaç kesildikten birkaç gün sonra kendini hala rahat hissediyorsa sadece o zaman bir düzelmeden bahsedilebilir. Hatta hasar görmüş bir dokunun eski haline ulaşması orta ve ileri yaş grubunda 3 ay sürebilir. Bunun anlamı, ilk 3 ay içinde yenileme riskinin olmasıdır. O halde belinde bir nedenden ötürü hasar gelişmiş bir hasta bazı durumlarda ancak 3 ay sonrasında normal işlevlerine dönebilir ve beline eskisi şeklinde yüklenebilir. Hatta yüklenme konusu tartışmalı bir mevzu olup bele aşırı yük bindirici hareketlerden ömür boyu kaçınılması gerekebilir. Ancak bu ifade, aşırı korunmacı davranma anlamına da gelmemelidir. Yüklenmenin ve yük dağılımının prensipleri hastalara öğretilmeli, hangi hareketleri ne biçimde yapması gerektiği mevzusunda bilinçlendirilmelidir. Yükün karşılanmasında ve dağılımında oldukça mühim rol oynayan kaslar yeterince güçlendirilmeden bu yüklenmelerden kaçınılmalıdır. Kısaca, belinde ağrı olan bir hastanın iyileştirilmesinde en mühim faktör onun belli konularda eğitilmesidir.

B)  Bel Ağrılarında Egzersiz ve Fizik Tedavi

Yukarıda da belirtildiği benzer biçimde kasların güçlendirilmesi ve belli bir miktarda esnekliğin korunması bel omurlarımıza intikal eden yüklerin karşılanmasında son derece önemlidir. Bunların sağlanması bazı egzersizlerin yapılmasını gerektirir. Bu konuda unutulmaması ihtiyaç duyulan şey, her türlü egzersizin her hasta için uygun olmayacağı konusudur. Başka bir anlatım ile, hastanın bilinçsiz bir halde, televizyonda gördüğü veya egzersiz merkezlerinde, birtakım otellerde herkese genel hatlarıyla uygulanan egzersizleri yapması faydadan oldukça zarar verebilir. Hastalığın akut (yeni başlamış) yada kronik (uzun zamandır idame eden) bulunmasına, hastalığın şekline, hastanın fizyolojik ve toplumsal gereksinimlerine ve yaşına göre egzersizlerin şekli değişecektir; yani egzersizler, deva verilmesi şeklinde hastaya bakılırsa belirlenmeli ve reçete edilmelidir. Dolayısıyla bu sitede standart egzersiz şablonlarının hastaya öğretilmesi anlamsız olacaktır. Hastaya gerekli egzersizler hekimi tarafından verilmeli yada hasta bunun için hekimine danışmalıdır.

Çeşitli fizik tedavi uygulamaları bel ağrılı hastalara uygulanabilir. Bu uygulamaların ağrı kesici, kas gevşetici, doku yenileyici yada tamir sürecini hızlandırıcı etkilerinden istifade edilir. Tıpkı egzersiz uygulamalarında bahsedilmiş olduğu gibi, fizik tedavi uygulamalarının da şekli ve süresi hastalığın ve hastanın özelliklerine gore değişecektir ve reçete edilerek uygulanmalıdır. Akut olgularda da uygulanmakla birlikte özellikle kronik bel ağrılı hastalarda fizik tedavi uygulamalarının alternatif bir tedavi seçeneği olarak düşünülmesi gerekir. Uygun hastalık ve hastaya uygulanması koşulu ile deva tedavisine bir alternatif olarak kabul edilmelidir. İltahaplı romatizmalarda uygulanma şekli ise hususiyet gösterir ve test altına alınmamış bu tür romatizmalarda sadece belli fizik tedavi uygulamaları yapılabilir.

1.    Bel Ağrılarında Cerrahi Tedavi

Bel ağrılı olgularda cerrahi tedavi seçeneği bazı durumlarda lüzumlu ve önemli olmakla beraber genel pratiğimizde çok gereksiz ve luzumsuz uygulandığını da görmekteyiz. Kesin cerrahi tedavi endikasyonu (gerekliliği) çok kısıtlıdır. Çok sayıda sinir kökünün aynı anda etkilendiği ve mesaneye (idrar torbası) giden sinirlerinde etkilendiği ve tıpta kauda ekuina sendromu olarak nitelendirilen olaylarda, ayağında veya bacağında ilerleyici güç kaybı olan olgularda şüphesiz gerekli bir tedavi yöntemidir. Ancak bir çok zaman cerrahi uygulamaların MR filmlerine bakarak yada ağrıyı gidermek amacıyla yapıldığı görülmektedir ki bunların çoğunda lüzumsuz olabilir. Yapılan çalışmalarda, ancak ağrı nedeniyle opere edilen hastaların durumlarının, bir müddet sonra yapılan kontrollerde, opere edilmeyenlerle aynı olduğu görülmektedir. Üstelik ancak ağrı nedeniyle opere edilen hastalarda çoğu zaman bacak ağrısı rahatlatılabilmekte fakat bel ağrısı devam edebilmektedir. Dolayısıyla sadece ağrıyı gidermek amacıyla meydana getirilen operasyonlarda durumun oldukca iyi değerlendirilmesi ve üstünde oldukça düşünülmesi icap eder. Bu benzer biçimde durumlarda karar vermeden önce bel ağrıları ile ilgilenen farklı branşların ortak görüşünün katılımı faydalı olabilir.

Bu açıdan hatırlanması ihtiyaç duyulan bir diğer husus, özellikle bel fıtığı sebebiyle opere edilen hastalarda her şeyin eskisi şeklinde olamayacağıdır. Ameliyattan gaye, anatomik ve yapısal olarak bozulmuş bir diskin eski haline getirilmesi değildir ve konum zaten imkansızdır. Yapılan tatbik fıtık sebebiyle bası altında kalmış ve ağrıya neden olan sinir köklerinin veya başka dokuların bası altından kurtarılmasıdır. Diskteki yozlaşma yani deformasyona uğramış durumu devam etmektedir ve bu vaziyet hastada yeni sorunların ortaya çıkmasına adaydır. Dolayısıyla cerrahi uygulansa bile hastanın ilerde karşılaşabileceği durumlar için bilinçlendirilmesi ve yeni sorunlar açısından koruyucu tedavinin (mesela egzersiz tedavisi) uygulanması gerekir. Ne yazık ki her branştan hekimin hatta doktor dışı kimselerin kendini bel ağrıların tedavisinde yetkili ve yeterli gördüğü günümüzde hastanın hatalı yada yetersiz tedavi edilme şansı oldukca fazladır.

İltahaplı romatizmalarda ameliyattan olabildiğince kaçınılmalıdır. Ancak çok özel durumlarda cerrahiye başvurulur.

1.    Bel Ağrılarında Diğer Tedavi Seçenekleri (Kaplıca, Bel çekme, Masaj)

Kaplıcalar bel ağrıları ve diğer bir çok ağrılı romatizmal durumlarda yüzyıllardır halk tarafından kullanılan bir seçenektir. Tıpta kaplıcaların bel ağrılarında yararları mevzusunda oldukca çelişkili emekler vardır ve tesir mekanizmaları kısmen bilinmektedir. Teorik olarak, sıcak suların kasları gevşettiği ve böylece kastan kaynaklanan ağrıyı rahatlatabildiği söylenebilir sadece ancak kasın gevşetilmesi hastalığın tedavi edilmiş olduğu anlamına gelmez. Hatta yukarıda da bahsedilmiş olduğu benzer biçimde ara sıra zararı dokunan bile olabilir. Fakat birtakım hastaların kaplıca tedavilerinden yarar gördüklerini ısrarla belirtmeleri bu tür uygulamaların bugün için bilemediğimiz birtakım uzun vadeli faydalarının olabileceğini düşündürmektedir. Bu açıdan oldukça iyi programlanmış ve uzun vadeye yayılmış çalışmalara gereksinim vardır. Dolayısıyla bu konum anlaşılıncaya kadar kaplıca açısından hastalara söylenebilecek tavsiye, eğer sıcak sulara girmesi açısından bir engeli yoksa (kontrol altına alınmamış iltahaplı romatizmalar, kontrolsüz  yüksek gerilim, kalp hastalığı, böbrek yetmezliği şeklinde durumlar) denenebileceği yönündedir.

Masaj uygulamaları, yapılış şekline göre değişik sonuçlar yaratabilecek uygulamalardır. Bazı masaj uygulamaları kasları gevşettiği için ağrı açısından yararlı görülebilir sadece daha ilkin de belirtildiği şeklinde ancak kası gevşetmeye yönelik uygulamalar esas sorunu tedavi etmediği benzer biçimde masaj uygulamalarını yegane tedavi şekli benzer biçimde empoze etmek hastanın oyalanmasına, altta yatan önemli bir problemin tanısının geçikmesine, hastanın gereksiz maddi bir yükün dibine girmesine hatta bazı durumlarda zarar görmesine de yol açabilir. Masaj konusunda söylenebilecek şey, bu uygulamanın birtakım hastalıklarda ana tedaviye sadece yardımcı olabileceğinin ve farklı masaj türlerinin değişik etkilerinin bulunduğunun bilinmesi, bilgili ve bu konuda eğitimli kimseler tarafınca yapılması gerektiği, hiçbir vakit mucize yaratmayacağı, hatta tabip tarafından müsait görülüp reçete edildiği takdirde ancak ana tedaviye yardımcı olabileceğidir. Hastaların, bilhassa hekim dışı kimselerin bu açıdan vadettikleri mucizevi tedavi sözlerine aldanmamaları icap eder. Tedaviye geçmeden önce doğru bir tanının konması ve tedavi seçeneklerinin buna bakılırsa belirlenmesinin gerekliliği unutulmamalıdır. Hekim dışı kimselerin koydukları tanı ve önerdikleri tedavi seçeneklerine imkansız saygınlık edilmemesi icap eder. Çünkü bel ağrısının omurgaya bağlı yada omurga dışı onlarca nedeni olabilir.

Halk arasında 'Bel çektirme' olarak malum yöntemler oldukca riskli olabilir. Tıp hekimleri tarafınca da gayet iyi bilinen ve 'manüpülasyon' olarak isimlendirilen bu yöntemler ülkemizde ne yazık ki genellikle hekim dışı kimseler tarafınca yapılmakta ve hastalar bu açıdan oldukca suistimal edilmektedir. Bazı kimseler tarafınca sanki ancak o kimsenin yeteneğinden ibaret mucizevi yöntemler gibi sunulmaktadır. Oysa masaj mevzusunda belirtildiği benzer biçimde müsait hastaya müsait tarzda yapıldığı takdirde sadece bazı durumlarda işe yarayabilir. Yani her hasta yada bel ağrılı vaziyet için standart olarak uygulanan bir yöntem değildir. Etkinliği mevzusu tıpta çelişkili görülen bir durumdur. Gerekliliğinin oldukca iyi tayin edilmesi lazımdır. Telafisi olası olmayan zararlar da verebilir. Hekime danışmadan ve tam tanı konmadan ne olursa olsun uygulanmamalıdır. Manüpülasyon tatbik eden kimseye özgü, veya ancak o kimsenin yeteğine dayalı bir metot değildir. Belli standartları, eğitimi, tatbik yöntemleri olup hekim dışı kimselere veya bu açıdan geçerli sertifikası, eğitimi olmayanlara uygulatılmamalıdır. Uygulama kararı ise ne olursa olsun tabip tarafınca verilmelidir.